besin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
besin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2015 Perşembe

RAMAZAN YAZI DİZİSİ 2: SAHURDA NE YİYELİM?




Sahurda yenilmesi gereken besinlerin ortak özelliği susatmamaları ve tok tutmalarıdır. Özellikle midemizde daha uzun süre durabilen ama sindirim problemi yaratmayan, besin değeri yüksek, su içeriği yüksek olan besinleri tercih etmeliyiz. 

·         Sahurda kahvaltı yapmak aslında en güzelidir. Erkekler için 2 yumurta ile yapılan omletler, kadınlar için ise 1 yumurtalı menemen veya omletler en sevdiklerim. Yağlı bir peynir türü, zeytin, süt, tam buğday ekmeği veya kepekli bir tost, badem , fındık gibi çerezler ve tabiî ki olmazsa olmaz domates salatalıklar sahur için çok uygun. 

·         Sahurda kahvaltı yapmak istemeyenler için ise az kıymalı sebze yemekleri  ve yanına bulgur pilavı ile yoğurt mükemmel bir üçlüdür. Özellikle kilo sorunu yaşamayanlar için sebzeli ve bulgur pilavlı bir sahur yemeği sağlıklı olacaktır. 

·         Sahurda meyve tüketmek herkes için uygun olmayabilir. Hızlı acıkan, şeker dengesizliği yaşayan biri iseniz sahurda meyve yemenizi tavsiye etmiyorum. 

·         Bazen sahurda vakit kaybetmek veya yemek yemek istemeyebilirisiniz. Bunun için pratik ama sahur için son derece uygun atıştırmalıklar vardır. 1 iri kupa ayran veya süt yanına 1 avuç dolusu leblebi, 1 avuç dolusu badem ve fındık +2 kepekli galeta veya 5-6 adet kuru kayısı ve 2 salatalığı ayak üstü yiyebilirsiniz. Sahur için uygun bir menüdür. 

Sahursuz ramazan olmaz. Gece yiyerek yatmak veya hiç bir şey yememek sağlıklı değildir. Oruç tutulacak süre son derece uzun olduğu için mutlaka sahurunuza kalkmalısınız. Sağlıklı ve hayırlı ramazanlar dilerim.

30 Mart 2015 Pazartesi

BRÜKSEL LAHANASINI NE KADAR TANIYORSUNUZ?




Son yıllarda farklı isimlerde bir çok yeni sebze meyve görür olduk. Önceden sadece belli marketlerin raflarında ufacık bir poşetin içinde oldukça pahalı olan sebzeler ve meyveler şu anda her hafta evinizin arkasında kurulan pazarda kilo kilo serili şekilde önünüze çıkıyor. Ben eskiden beri hafatlık pazarları severim ve pazarlarda gezerim. Mesleğim dolayısı ile pazarda çıkmış sebze meyvelere bir göz atarım. En bol ne var? Hangisi ucuz hangisi daha pahalı? Boyutları ne kadar? Çeşitleri nasıl? Hepsine göz gezdirmeye çalışırım. Bu hem çok keyifli hem de diyet yazarken işimi çok kolaylaştırıyor. Yalnız bu yazıda özellikle Brüksel lahanasından bahsetmek istiyorum. Birkaç yıl önce markette minik kaplarda olan Brüksel lahanası şimdilerde pazarlarda sere serpe satılıyor. Türkiye bu lahana türü ile fazlaca haşır neşir oldu bile. Sanırım bu sebzeyi şuanda bilmeyen yoktur. 

Brüksel lahanası turpgiller familyasındandır. Büyük lahanada olduğu gibi kükürt içeriği oldukça yüksek bir sebze. Yani pişerken kokar ve fazla miktarda tüketildiğinde gaz yapar. Potasyum oranı yüksek bir sebzedir. Bu sebeple tansiyon hastaları rahatlıkla tüketebilir. Tansiyonu düşürmeye yardımcıdır. 

Brüksel lahanası folik asiti en çok içeren sebzedir. Folik asit ise özellikle hamilelikte son derece öenmli bir vitamindir. Bebeğin sinir sistemi gelişimi için ve omuriliğinin düzgünce kapanabilmesi için folik asit gereklidir. Dolayısı ile hamilelerin haftada 1 defa Brüksel lahanası yemelerini tavsiye ediyorum. 

Brüksel lahanası antioksidanlar açısından oldukça yoğun bir sebze. Diğer sebzelerde de olduğu gibi kanser türlerinden korunma da destek alabileceğimiz bir besindir. Özellikle akciğer, mide ve kalınbağırsak kanserlerinde etkili olduğu yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir. 

Bu sebzenin tek sıkıntısı turpgillerden olması dolayısı ile vücutta iyot emilimini bir miktar olumsuz etkilemesidir. Bu sebeple haftada 3 defadan fazla tüketilmesini tavsiye etmiyoruz. 

Peki Brüksel lahanası ile neler yapabilir, hangi yemekleri pişirebiliriz derseniz;
Aslında lahananın ve diğer sebzelerin kullanıldığı bütün yemek çeşitlerinde kullanılabilir. Afiyet olsun.
·         Zeytinyağlı Brüksel lahanası yemeği
·         Yumurtalı lahana
·         Lahana çorbası
·         Lahanalı börek
·         Parça etli lahana yemeği
·         Lahanalı fırın güveç
·         Haşlama lahana ile yoğurtlu salata



16 Mart 2015 Pazartesi

KEFİR VE BAĞIRSAK SAĞLIĞI




Bağırsaklarımızda var olan yaklaşık 100 trilyon kadar bakterinin içinde yararlılar da var, zararlılar da. Yararlı bakteriler bağırsağımızın iç yüzünü koruyup, bize faydalı vitaminleri üretiyorlar. Zararlılar ise bizi hasta etmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. İşte probiyotiklere tam da bu aşamada ihtiyaç duyuluyor. Eğer bağırsaklarımızda yararlı bakteriler sayıca ve işlevce zararlılardan üstün olduğunda bağırsak sağlığı korunmuş oluyor. Bu sebeple yararlı probiyotik bakterilerin bağırsaklarımıza bolca yerleşip orada üremelerini istiyoruz. 

Probiyotik canlı bakterilerin bağırsak içinde yeterli besini bulup üremeleri ve orada yaşayabilmeleri gerekir. Probiyotik bakterilerin besinlerine prebiyotik denir.  Bir besinin içinde hem pre hemde probiyotik var ise bu besine SİNBİYOTİK  besin denir. İşte kefir tam anlamı ile sinbiyotik bir besindir. 

Probiyotik besin kaynaklarının en kuvvetli olanı kefirdir. Günlük 1 su bardağı kefiri düzenli içtiğimizde bağırsaklarımızda probiyotik bakteri ortamını desteklemiş oluyoruz. Dolayısı ile bağırsak gazı, kabızlık, ishal, bağırsak parazitleri, kolit, chron gibi önemli bağırsak hastalıklarına karşı ciddi bir koruyuculuk kazanmış oluyoruz. 

Probiyotikler eczanelerde toz veya kapsül şeklinde de satılıyor. Dönem dönem bu şekilde kullanımlarını da hastalarımıza öneriyoruz. Ancak yukarıda bahsettiğim gibi sinbiyotik halde kefiri içmek bütün hazır probiyotik destek ürünlerinden daha efektiftir ve uzun vadede daha belirgin fayda sağlayacaktır. 

Dünya üzerinde bağırsak sağlığı denildiği anda artık akla birinci sırada pro ve prebiyotikler gelmektedir. Bu konuda çalışan araştıran bütün bilim uzmanları artık kefir gibi kuvvetli probiyotik içerikli besinin değerini, kıymetini anlamışlardır. Ancak bir eleştiri yapacak olursam süt ve ayran reklamının yapıldığı kadar kefir reklamının yapılmaması, halkı yeterince bu konuda bilinçlendirmemek üzücüdür. 

Daha bol kefir içilen bir Türkiye için kollar sıvanmalıdır. Bu durumda bağırsak hastalıklarının görülme sıklığının azalacağı düşünülmektedir.
DYT.BAŞAK KEFELİ