sebze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sebze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2015 Pazartesi

BRÜKSEL LAHANASINI NE KADAR TANIYORSUNUZ?




Son yıllarda farklı isimlerde bir çok yeni sebze meyve görür olduk. Önceden sadece belli marketlerin raflarında ufacık bir poşetin içinde oldukça pahalı olan sebzeler ve meyveler şu anda her hafta evinizin arkasında kurulan pazarda kilo kilo serili şekilde önünüze çıkıyor. Ben eskiden beri hafatlık pazarları severim ve pazarlarda gezerim. Mesleğim dolayısı ile pazarda çıkmış sebze meyvelere bir göz atarım. En bol ne var? Hangisi ucuz hangisi daha pahalı? Boyutları ne kadar? Çeşitleri nasıl? Hepsine göz gezdirmeye çalışırım. Bu hem çok keyifli hem de diyet yazarken işimi çok kolaylaştırıyor. Yalnız bu yazıda özellikle Brüksel lahanasından bahsetmek istiyorum. Birkaç yıl önce markette minik kaplarda olan Brüksel lahanası şimdilerde pazarlarda sere serpe satılıyor. Türkiye bu lahana türü ile fazlaca haşır neşir oldu bile. Sanırım bu sebzeyi şuanda bilmeyen yoktur. 

Brüksel lahanası turpgiller familyasındandır. Büyük lahanada olduğu gibi kükürt içeriği oldukça yüksek bir sebze. Yani pişerken kokar ve fazla miktarda tüketildiğinde gaz yapar. Potasyum oranı yüksek bir sebzedir. Bu sebeple tansiyon hastaları rahatlıkla tüketebilir. Tansiyonu düşürmeye yardımcıdır. 

Brüksel lahanası folik asiti en çok içeren sebzedir. Folik asit ise özellikle hamilelikte son derece öenmli bir vitamindir. Bebeğin sinir sistemi gelişimi için ve omuriliğinin düzgünce kapanabilmesi için folik asit gereklidir. Dolayısı ile hamilelerin haftada 1 defa Brüksel lahanası yemelerini tavsiye ediyorum. 

Brüksel lahanası antioksidanlar açısından oldukça yoğun bir sebze. Diğer sebzelerde de olduğu gibi kanser türlerinden korunma da destek alabileceğimiz bir besindir. Özellikle akciğer, mide ve kalınbağırsak kanserlerinde etkili olduğu yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir. 

Bu sebzenin tek sıkıntısı turpgillerden olması dolayısı ile vücutta iyot emilimini bir miktar olumsuz etkilemesidir. Bu sebeple haftada 3 defadan fazla tüketilmesini tavsiye etmiyoruz. 

Peki Brüksel lahanası ile neler yapabilir, hangi yemekleri pişirebiliriz derseniz;
Aslında lahananın ve diğer sebzelerin kullanıldığı bütün yemek çeşitlerinde kullanılabilir. Afiyet olsun.
·         Zeytinyağlı Brüksel lahanası yemeği
·         Yumurtalı lahana
·         Lahana çorbası
·         Lahanalı börek
·         Parça etli lahana yemeği
·         Lahanalı fırın güveç
·         Haşlama lahana ile yoğurtlu salata



2 Şubat 2015 Pazartesi

SAĞLIKLI BESLENMENİN 7 KURALI





Sağlıklı besin seçimi ve sağlıklı beslenme adına kafanızı karıştıran şeyler varsa bu yazı sizin için… Çok zor değil, sadece önemli 7 noktaya dikkat etmenizi öneriyorum.

1.       SU İÇMEYİ UNUTMAYIN.
Yetişkin bir kişinin vücut ağılığının ortalama yarısı sudur. Su sağlıklı yaşayabilmemiz için son derece önemlidir. Kadınların gün içinde ortalama 2 lt, erkeklerinde 3lt civarı su tüketmeleri gerekir. Su ile detaylı bilgi için TIKLAYABİLİRSİNİZ .

2.       SEBZESİZ VE MEYVESİZ BİR HAYAT OLMAZ
Gün içinde mutlaka ama mutlaka 2-3 porsiyon kadar sebze, 2-3 porsiyon da meyve tüketmeliyiz. Sebze ve meyvelerde lifler, vitaminler, mineraller ve sağlığı kuvvetlendirici faydalı maddeler bulunuyor. Özellikle organ yağlanması, böbrek sağlığı, bağırsak sağlığı ve tabi ki kalp-damar sağlığı için sebzeleri ihmal etmeyin. İlla belli sebzeleri yemek zorunda değilsiniz. Ne seviyorsanız onu yiyin.  Ispanak seviyorsanız ıspanak, fasülye seviyorsanız fasülye. Yeter ki yiyin.daha detaylı bilgi için TIKLAYINIZ
3.       DENGE VE ÇEŞİTLİLİK
Sürekli aynı tür yemekleri yemekten vazgeçip biraz yeniliklere açık olmak gerekiyor. Et, tavuk, balık, hindi 4 farklı çeşit protein kaynağıdır. Mutlaka tüketin. Sebzeler ve meyveler rengarenk, birine takılıp kalmayın. Peynir, süt, yoğurt, ayran, kefir ve sütlü tatlılar. Kısacası çeşitlilik ve denge sağlık açısından gereklidir.
4.       MUTLAKA KAHVALTI YAPIN
Yoksa siz hala kahvaltı yapmadan sağlıklı kalmaya mı çalışıyorsunuz. Bütün gece aç kalan vücudunuza sabah uyandığınızda yakıt verin. Yakıtını verin ki metabolizmanız canlansın ve kalorileri kolay yaksın. Yoksa az yiyerek kilo alanlardan olmaya başlarsınız. Uyandıktan sonraki ilk 1 saat içinde mutlaka bir şeyler yiyin.
5.       DOYDUĞUNUZDA ÇATAL BIÇAĞI BIRAKIN, PORSİYON KONTROLÜNE DİKKAT EDİN. 
Belki de en sık yaptığımız hata işte budur. Aslında doymuşuzdur ama tabaktaki yemek o kadar lezzetli görünüyordur ki bitirmek için uğraşırız. Ama doyduysanız o çatal bırakılmalıdır. İşte böyle böyle fazla porsiyonlar tüketerek mide kapasitenizi, hacminizi artırırsınız. Kilo almanın bir numaralı başlangıcı dur diyememektir.
6.       VÜCUDUNUZUN KUSURSUZ ÇALIŞMASI İÇİN GÜN İÇİNDE NE KADAR BESİN TÜKETMENİZ GEREKTİĞİNİ TESPİT EDİN.
Karmaşık bir başlık olmasına rağmen aslında bunu tespit etmek gayet kolay. Elinize bir kağıt bir de kalem alın. En az 3 gün boyunca gün içinde yediğiniz her şeyi ve tabik i içtiklerinizi not edin. Bu esnada kendinizi nasıl hissettiğinizi de yanına ufak notlarla bildirin. ( acıktım, tok tokum, canım tatlı istiyor gibi) ertesi gün bu enüyü size dah uygun, daha konforlu hale getirmeye çalışın. Örneğin bir gün önce saat 15:00’te acıkmadan yediyseniz, bir dün sonra o öğünü 16:00’ya kaydırın. Böylece kendi kendinize daha rahat beslendiğiniz bir program çıkaracaksınız.
7.       ABUR CUBURLARI AZALTIN
İşte en can alıcı olan madde. Peki hiç çikolata yiyemeyecek miyim? Diye soranları duyuyorum. Tabi ki böyle bir şey yok. Neydi kural: DENGE . Kararında bırakmak, üst üste yememek kaydı ile abur cuburlarınızı azaltın. 1 paket çikolata açtığınızda onu 2-3 arkadaş paylaşın. Yiyin ama porsiyonlarınızı küçük tutun.

28 Ocak 2015 Çarşamba

NEGATİF KALORİLİ BESİNLER




Kalorinin negatifi mi olur demeyin. Vücudumuz bir makine değil. Tükettiğiniz besinlerdeki kalorileri toplayıp çıkartıp yapılan matematiksel hesaplamalar her zaman tutmayabilir. Teorikte aynı kaloriye sahip 2 farklı besine vücudunuzun tepkisi farklıdır. Bu yüzden diyetlerimi yazarken kalori hesabı yapmayı sevmiyorum. Tarih öncesinde kalmış kalori toplama yöntemi benim yöntemim değil.  Nedenini bu yazım daha net açıklayacak.

Glisemik indeksi düşük, lif oranı yüksek olan besinler genel olarak negatif kalorili besinler olarak geçiyor. Bu besinleri vücudumuza aldığımızda, vücudumuz bunları sindirmeye çalışırken sarf ettiği kalorinin, besinin  içerdiği kaloriden daha fazla olduğu düşünülüyor. Dolayısı ile aslında siz yemek yiyerek kalori alacağınıza, kalori harcamış oluyorsunuz. İşte bu tür besinlere NEGATİF KALORİLİ BESİNLER deniyor. 

En çok bilinen negatif kalorili besinleri şu şekilde sıralayabilirim.
·         Kuşkonmaz
·         Pancar
·         Taze fasülye
.      Taze börülce 
·         Brüksel lahanası
·         Kabak
·         Karnabahar
·         Salatalık
·         Pırasa
·         Marul
·         Ispanak
·         Domates
·         Limon ve lime
·         Tarçın
·         Kimyon
·         Sarımsak
·         Soğan
·         Turp
·         Hindiba
·         Maydanoz, tere, roka gibi salata malzemeleri

İşte bu negatif kalorili besinlerin diyetlerde aslında sınırının olmaması gerekir. Ben 1 tabak dolusu ıspanak yemeğini verdiğimde şaşırıp miktarını azaltmaya çalışan hastalarıma bunu anlatıyorum. Negatif kalorili bu besinlerin sınırını serbest tutabilirsiniz. Çünkü bu besinler;

·         Metabolizmanızı hızlandırıyor
·         Enerjinizi artıyor
·         Kan şekerinizi düzenliyor
·         Tok tutuyor, iştahınızı kapatıyor
·          Kabızlığınıza iyi geliyor, bağırsaklarınızı rahatlatıyor
·         Kolesterolünüzü düşürüyor
·         Daha rahat ve konforlu uyumanızı sağlıyor
·         Cildinizin daha genç kalmasını sağlıyor
·         Daha güçlü saçlarınız ve tırnaklarınız olmasını sağlıyor
·         Enfeksiyona karşı sizi koruyor

Kilo vermek ve sağlıklı yaşamak için bu besinleri beslenmenizde, diyetinizde mutlaka bulundurun. Çiğ veya pişmiş olarak fark etmez, tüketmekten korkmayın.

9 Aralık 2014 Salı

HÜRRİYET AİLEDE ÇIKAN YAZIMIZ: SEBZE VE MEYVELERDEKİ HORMONLAR






EN ÇOK DOMATES, ELMA VE PATATESTE HORMON KULLANILIYOR
SEBZE VE MEYVELERİN HORMONLU OLUP OLMADIĞINI ANLAMANIN YOLU VAR MI?




05.12.2014
 Sebze ve meyve olmadan sağlıklı bir beslenme düzeni düşünülemez. Günde ortalama 5 porsiyon meyve ve sebze tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Başak Kefeli, sebze ve meyvelerin hormonlu olup olmadığını anlamanın yollarını anlattı.
Tarım ürünlerinde kullanılan hormonu ayırt etmek aslında son derece zordur. Belli başlı spesifik belirtiler dışında oldukça düzgün görünen bir sebze ve meyveden de fazla hormon alınabilir. Aslında meyve ve sebze üreticilerinin üretim esnasında ne kadar hormon ve gıda tarım ilacı kullanabilecekleri gıda mevzuatında bellidir. Ancak denetlenemeyen bölgelerde bilinçsizlikten dolayı bu ilaçların ve hormonların kullanımı aşırıya kaçabilmektedir.
Türkiye’de geçtiğimiz yıllarda Tarımsal Kalkınma Vakfı ‘Gıda Tüketicisini Koruma ve Bilinçlendirme Projesi’ yapmıştır. Bu proje kapsamında hormonlu gıdaları nasıl tespit edebileceğimiz son derece açık bir şekilde anlatılmıştır. Türkiye’de üretiminde yoğun olarak hormon kullanıldığı bilinen başlıca sebze meyveler şunlardır; domates, salatalık, patlıcan, kabak, patates, çekirdeksiz üzüm, elma, kavun ve karpuz.


Mevsiminde olmadığımız meyve ve sebzeleri tüketmeyin!
Hormonsuz gıdaya ulaşmak veya ayırt edebilmek için ise tüketicilere belli başlı önerilerde bulunuyorum. En çok dikkat edilmesini istediğim husus mevsiminde olan meyve ve sebzeyi tüketmeleridir. Çünkü seralarda yetiştirilen meyve ve sebzelerin, mevsiminde yetişenlere göre hormona ihtiyaçları daha fazla oluyor. Dolayısı ile kış mevsiminde domates veya patlıcan yemelerini önermiyorum. Her mevsimin kendine özgü sebze ve meyvesi var. Sağlıklı beslenmede işe öncelikle mevsim ürünlerini seçerek başlamalısınız. Tahıl ürünlerinde hormonlar daha fazla verim almak, besinlerin hızlı gelişmelerini sağlamak amacı ile kullanılmaktadır. Ancak yine de bu durumdan bilinçli olarak kendinizi savunabilir, hormonlu besinleri tespit ederek tüketiminden uzak durabilirsiniz.
Şekli, tadı ve kokusu ele veriyor
Bir üründe fazla hormon kullanıldığını anlamanın en kolay yolu şekil, tat ve kokusuna bakmaktır. Meyvenin gereğinden çok büyük ve şekilsiz olması hormon kullanıldığının belirtisi olabilir. Aynı zamanda ikiz meyveler, birbirine yapışık duran ve şekli çok bozuk olanlar da hormonlu olabilir. Meyveyi veya sebzeyi kestiğiniz zaman çekirdeklerinin gereğinden çok olması veya çekirdekleri olması gerekirken olmaması da önemli bir belirtidir. Özellikle domatesi dik olarak kestiğinizde içinde sert beyaz yapının olması ve çekirdeklerinin boşlukta durması da hormon kullanıldığının belirtisi olabilir. Patatesin içinin yer yer karartılı olması, kestiğiniz zaman kokmaması şüphe yaratmalıdır. Özellikle karpuzun süngerimsi yapısının fazla olması ve kokmaması da normal değildir. Salatalığın ve kabağın tatlarının kaçık olması aşılama, fazla hormonlama veya farklı bir tohum kullanılarak üretildiği anlamına gelebilir. Meyveler ve sebzeler kendilerine has tadı ve kokuyu vermelidir. Tadı ve kokusu olmayan sebze ve meyveleri tercih etmeyiniz. Ayrıca mevsiminde olan meyve ve sebzeyi seçmek size, hormonlu besinlerden uzak durmanıza en çok yardımcı olacak şeydir.